Yazı Detayı
17 Mayıs 2018 - Perşembe 09:34
 
RAMAZAN NEYDİ VE DAR HANE
Oktay Güler
 
 

 Yaş itibariyle belki de ahh, nerde o eski ramazanlar diyecek kadar çok değilim ama benim de ramazan ayına dair biriktirdiğim birçok anı var. ( Sahiden bunları yazmaya karar verince de insanın yüzünde bir gülümseme belirmiyor değil.)

 

Ramazan benim için babamın ellerimden tutarak iftar öncesi almaya gittiğimiz yumurtalı pideydi.

 

Kapı komşumuz Elif Teyze’nin ezan okunurken kapıdan uzatıverdiği bulgur pilavı,

Sahura kadar dayanamayan alt komşumuz rahmetli Davut Amca’nın horultusunu duymaktı.

Aynı gün abimle cafede karşılaşıp oruç yediğimizi anladığımız korkunç an (!)

İftarda abimle göz göze gelip oruç tutanlardan daha çok yediğimiz yemeklerdi.

Annemin sobada yaptığı kömbe, babamın eve getirdiği yarım kilo etti,

komşulara verdiğimiz iftar davetleri teravihe gidiyoruz diye çarşamba akşamları evden çıkıp pazardan çaldığımız muzlardı.

 

Ramazan benim için annemin hadi sahura diye bağırıp

babamın dişlerinizi fırçalayın demesiydi.

Balkonda caminin ışıkları yandı, ezan okundu diye bağırmaktı.

Bazen iftarı sigarayla açıp başımın çılgınca dönmesi

Bazen de uykuya tutturduğum oruçlardı.

 

Ramazan gerginliğim, asabiyetim ve az konuştuğum zamanlardı.

İftar sonu tüm apartman ahalisinin evimizin önündeki uzun sohbetiydi.

Yatılı okullarda iftarda çıkan kuru fasulye pilav cacık üçlüsü

Üniversitede belediyenin kurduğu iftar çadırlarıydı.

Tatlıya aş erdiğim zamanlar

Üç dakikanın üç saat gibi geçtiği zamanlardı….

…….

 

Ahhhh küçüklüğümdeki ramazanlar. Sanırım özlediğim şeyler var. Dostluklar gibi, paylaşmak gibi, bölüşmek gibi…

 

Ne güzeldir değil mi ekmeğini bölüşmek?  Hele de bunu bu aylarda yapmak.Yazarken aklıma yaşanmış güzel bir olay geldi. Söylemeden geçemeyeceğim affınıza sığınarak.

 

Padişah Yavuz Sultan Selim,  veziriyle beraber Edirne sokalarında bir ramazan gününü tebdili kıyafet dolaşmaya karar verir. Padişah kıyafetlerinden arınıp Edirne’nin tenha ,fakir bir semtine veziriyle beraber nihayet ulaşır.

 

“Vezirim sakın ola ki benim padişah olduğumu kimselere belli etme, halkımız nicedir ne yaparlar, dertleri tasaları nasıldır bunları tesbit için geldik buralara, aman dikkatli davran’’ diyerek vezirini tembihler.

 

 İftar sati yaklaşmıştır. Gördüğü şey karşısında koca Yavuz küçülür. Yürüdüğü sokakların hepsinde iftar topunun atılacağı vakit, tüm kapılar ardına kadar bir bir açılmıştır. Yavuz kendisinin deşifre olduğundan korkarak sorar:

 

- Vezirim, neden bu kapılar açılmaya başladı, yoksa bizi mi tanıdılar?

 

- Hayır devletlim, Edirne halkı ramazan ayında, iftar saatinde kapılarını sonuna kadar açarlar. Ki bu vakitte oradan geçen müslümanlar kendilerine misafir olsun. Tüm evler yarış eder misafiri kapmak için. İşte bu yüzden hepsi kapıda bekleyip kapılarını yoksula açarlar.

- Oh ne ala.O zaman biz de tam top atıldığında kimin evinin önündeysek oraya girelim.

- Emredersiniz sultanım.

Vakit daralmıştır. Birden bire büyük bir top sesi Edirne semalarında yayılır. Yavuz ve veziri damı olmayan, viran bir evin önündedirler. Yaşlı bir adam kapıda beklemektedir.

 

‘’ Top patladı hadi buyrun içeriye’’ diyerek koca Osmanlı sultanını evine buyur eder.

Evin hanımı sofrayı kurar. ( Sofra demişsem öyle değil. Yer sofrasına konulan sinide sadece kaşık vardır.) Kadın mutfaktan tuz getirir.

 

Efendim orucunuzu bununla açın diyerek ikram eder. Oruçlar açılır. Kadın daha sonra elinde bir tas çorbayla içeri girer. Bu çorba Yavuz’un daha önce hiç tatmadığı bir lezzettir. Adam sadece bu çorbayla karınlarını doyurmaları gerektiğini zira başka bir şeylerinin olmadığını utana sıkıla söyler. Yavuz, bu çorbanın verdiği tadı ballandıra ballandıra söyleyerek teşekkür eder. Artık kalkma zamanı gelmiştir. Yavuz son bir hamleyle konuyu yine çorbaya getirir.

Bu çorbanın adı nedir Bey Amca?

 

Evladım bu bizim hatunun yaptığı bir çorbadır. Adına da biz dar hane çorbası deriz. Fukara yemeği anlayacağın. Bu dar evimizde bir tas içince bizden iyisi olmaz.

- Anladım Bey Amca allah razı olsun…

….

 

Evet hikayemiz böyle. Bugün hepimizin evinde, tenceresinde kaynayan TARHANA çorbasının hikayesidir bu anlayacağınız. Bakacak olursak ne de çok mesaj içeriyor ‘’dar hane ‘’çorbası. Gönlünüzü açarsanız kısmet size kanat takıp Bağdattan gelirmiş. ( Bey amca ve eşinin bu çorbayı yapmak için saraya alındığı rivayet edilir..) Siz yeter ki verin. Paranızdan verin, zamanınızdan verin, gönlünüzden verin, yeter ki verin. Gün gelir alacaklarımız verdiklerimizin kat be kat fazlası olur. Bu arada sizden iki ricam olacak:

1) On bir  ay açlığını ya da tokluğunu sormadığınız kişilere oruçlu musun / niyetli misin diye sormayın. Zira geçen hafta yazdığım gibi ‘’omurga’’ problemi ortaya çıkıyor.

2) Adres ve telefonumu buraya yazıyorum. Olur da iftar zamanı benim fakirhanemde de bir ‘’dar hane’’ çorbası içmek istersiniz. ( TÜM İÇTENLİĞİMLE, GELMEK İSTEYEN HERKESE KAPIM ARDINA KADAR AÇIK.)

 

ADRES: Şerefiye Mah. Eski Santral Sok. RBF Residance 8/D42

TELEFON: 05056982755

 

AFORİZMALAR

 

Diyorsun ki

bir gün düşersem

Beni kaldırır mısın?

Zarar gelmez benden sana sevgilim

Biz ekmeği düşürünce bile

Üç kere öpüp başına koyanlardanız.

 

Bilmiyorsun ki

Sadece gözümüzden düşeni

Eğilip kaldırmaya gücümüz yok

……

 

 

Ölçsek biçsek boyun sekiz karış

Ne garip değil mi seni kaburgalarımın içine sığdırmam

Mucize bu diyorlar

Diyorlar da bilmiyorlar

Ben aşk diyorum onlar anlamıyor…

 

….

 

Hadsiz!

Güya beni sevdiğini söylüyor

Bir de utanmadan

Kör bıçakla yarsa göğüs tahtamı

Kendini bulup çıkarır Allah’ın ahmağı…

 
Etiketler: RAMAZAN, NEYDİ, VE, DAR, HANE,
Yorumlar
Haber Yazılımı